Anasayfa / Sıcak Gündem / 2025 Sonu Küresel ve Yerel Ekonomik Görünüm: Dönüşümün Eşiğinde

2025 Sonu Küresel ve Yerel Ekonomik Görünüm: Dönüşümün Eşiğinde

Küresel ve Yerel Ekonomik Görünüm

2025 yılının son günlerini yaşarken, hem küresel piyasalar hem de Türkiye ekonomisi oldukça kritik bir kavşakta bulunuyor. Geride bıraktığımız yıl, “dezenflasyonun” sadece bir hedef değil, bir mücadele alanı olduğu, büyüme ve fiyat istikrarı arasındaki hassas dengenin her zamankinden daha fazla test edildiği bir yıl oldu.

Aşağıda, 2025 yılı sonu itibarıyla güncel finansal görünümü, Merkez Bankası kararlarını ve 2026 beklentilerini kapsayan detaylı bir analiz yer almaktadır.

1. Küresel Sahne: Merkez Bankalarının “Yumuşak İniş” Çabası

2025 yılı boyunca küresel ekonominin ana teması, enflasyondaki katılığı kırmak için uygulanan yüksek faiz politikalarının yavaş yavaş terk edilmesiydi. ABD Merkez Bankası (Fed), aralık ayı toplantısında beklentilere paralel olarak faiz oranlarını 25 baz puan indirerek %3,50 – %3,75 aralığına çekti. Bu adım, Fed’in yıl boyunca attığı üçüncü indirim adımı olarak kayıtlara geçti.

Ancak küresel piyasalar için her şey güllük gülistanlık değil. Özellikle ABD’deki işgücü piyasasının soğumaya başlaması ve hizmetler enflasyonundaki direnç, 2026 yılına dair projeksiyonları karmaşıklaştırıyor. Ons altın, jeopolitik risklerin (özellikle Ukrayna-Rusya ve Orta Doğu’daki gerilimlerin) etkisiyle 4500 dolar seviyesini aşarak tarihi rekorlarını tazeledi. Yatırımcılar, güvenli liman arayışını 2025’in sonunda da sürdürüyor.

2. Türkiye: Dezenflasyon Sürecinde Yeni Safha

Türkiye ekonomisi için 2025, sıkı para politikasının meyvelerinin toplanmaya başlandığı, ancak reel sektörün bu sıkılığı iliklerine kadar hissettiği bir yıl oldu. Aralık ayında açıklanan veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) stratejik bir değişim başlattığını gösteriyor.

  • Faiz Kararı ve Sinyaller: TCMB, aralık ayı toplantısında politika faizini 150 baz puan indirerek %38,0 seviyesine çekti. Bu karar, kasım ayında enflasyonun yıllık bazda %31,07 seviyesine gerilemesiyle mümkün oldu. Piyasa bu indirimi “kontrollü bir gevşeme” olarak okudu.
  • Büyüme ve Sanayi: Türkiye ekonomisi 2025’in üçüncü çeyreğinde %3,7 oranında büyüyerek kesintisiz büyüme trendini 21. çeyreğe taşıdı. Ancak madalyonun diğer yüzünde sanayi üretimindeki yavaşlama ve talep koşullarındaki dezenflasyonist baskı belirginleşiyor.

Finansal Piyasalar ve Enstrüman Analizi

Döviz Kurları: Stabilizasyon mu, Baskılanma mı?

2025 sonu itibarıyla Dolar/TL 42,80 – 43,00 bandında, Euro/TL ise 50,70 seviyelerinde yılı kapatmaya hazırlanıyor. Kur korumalı mevduattan (KKM) çıkış stratejisinin büyük ölçüde tamamlanması ve TL mevduat payının artması, kurlardaki oynaklığı azalttı. Ancak dış ticaret açığındaki seyir ve 2026 asgari ücret zammının kur üzerindeki olası maliyet yönlü etkileri, döviz piyasası için temel risk başlıkları olmaya devam ediyor.

Borsa İstanbul: Seçici Hisse Dönemi

BİST 100 endeksi, 2025 yılında enflasyona paralel bir getiri sunmakta zorlanan sektörlerle, teknoloji ve ihracat odaklı şirketlerin ayrıştığı bir tablo çizdi. Yılın son günlerinde yabancı yatırımcı ilgisinin düşük hacimli de olsa devam etmesi, 2026 başında yeni bir ralli beklentisini diri tutuyor. Ancak yüksek mevduat faizlerinin (her ne kadar düşüş eğiliminde olsa da) borsa için hala en büyük rakip olduğu unutulmamalıdır.

2026 Beklentileri ve Orta Vadeli Program (OVP) Hedefleri

Hükümetin geçtiğimiz aylarda güncellediği Orta Vadeli Program (2026-2028), önümüzdeki üç yılın yol haritasını net bir şekilde ortaya koyuyor. Programın ana odak noktası “tek haneli enflasyona dönüş” ve “mali disiplin”

Makroekonomik Hedefler Tablosu

Gösterge2025 Gerçekleşme Tahmini2026 Hedefi2027 Hedefi
Büyüme (GSYH %)%3,3%3,8%4,3
Enflasyon (TÜFE %)%28,5%16,0%9,0
İşsizlik Oranı (%)%8,5%8,4%8,2
Cari Açık (Milyar $)22,022,320,5

Asgari Ücret ve Gelir Politikası

2026 yılı için net asgari ücretin 28.075 TL olarak belirlenmesi, ekonomi yönetiminin “beklenen enflasyona göre zam” yaklaşımını büyük ölçüde uyguladığını gösteriyor. Yaklaşık %27’lik bu artış, iş dünyası tarafından maliyetlerin yönetilebilirliği açısından olumlu karşılansa da, hanehalkı tarafında satın alma gücünün korunması noktasında tartışmaları beraberinde getiriyor. Bakan Mehmet Şimşek’in vurguladığı “vergi ve harçlarda hedeflenen enflasyona göre artış” stratejisi, bütçe disiplini açısından 2026’nın en kritik deneyi olacak.

Riskler ve Fırsatlar: Yatırımcıyı Ne Bekliyor?

2026 yılına girerken finansal ajandada üç ana başlık öne çıkıyor:

  1. Enflasyonun Yapışkanlığı: Özellikle hizmet sektörü ve kira artışlarındaki katılık, dezenflasyon sürecini yavaşlatabilir. TÜİK’in 2026 itibarıyla baz yılını 2025=100 olarak güncellemesi, istatistiksel bir sadeleşme getirse de sahadaki fiyat algısının değişmesi zaman alacaktır.
  2. Jeopolitik Enerji Denklemi: Petrol fiyatlarının 70-75 dolar bandında seyretmesi, enerji ithalatçısı olan Türkiye için bir avantaj. Ancak OPEC+ kararları ve bölgesel savaş riskleri bu dengeyi her an bozabilir.
  3. Yabancı Sermaye Akışı: Kredi derecelendirme kuruluşlarının (S&P, Moody’s, Fitch) not artırımlarının devam edip etmeyeceği, Türkiye’nin risk primini (CDS) ve dolayısıyla borçlanma maliyetlerini doğrudan etkileyecek.

Özetle: 2025 yılı “acı reçetenin” uygulandığı ve makro dengelerin oturtulmaya çalışıldığı bir yıldı. 2026 ise bu dengelerin kalıcı hale getirilip getirilmeyeceğini gösterecek olan “test yılı” olacak. Yatırımcılar için mevduat, altın ve seçici hisse senetleri arasındaki denge, portföy yönetiminin anahtarını oluşturacak.

Sonuç: Dengelenme Döneminde Stratejik Yönetim

2025 yılı, ekonomi yönetiminin “rasyonele dönüş” hamlelerinin sahada test edildiği ve makro dengelerin (kur, enflasyon, cari açık) belirli bir çıpaya oturtulmaya çalışıldığı bir geçiş dönemi olarak kayıtlara geçmiştir. 4500 doları zorlayan altın fiyatları ve küresel çapta beklenen “yumuşak iniş” senaryoları, yatırımcıların risk algısının ne kadar hassas olduğunu kanıtlıyor.

Türkiye özelinde ise 2026 yılına dair en büyük beklenti, dezenflasyon sürecinin artık vatandaşın cebinde ve market raflarında hissedilir bir ferahlığa dönüşmesidir. 28.075 TL’lik yeni asgari ücret ve %38 seviyesindeki politika faizi, ekonominin hem soğutulması gerektiğini hem de çarkların dönmek zorunda olduğunu hatırlatan iki temel sütundur.

Önümüzdeki dönemde başarıyı şu üç temel faktör belirleyecektir:

  • Mali Disiplin: Sadece para politikasının (faiz) değil, bütçe disiplininin de enflasyonla mücadeleye tam destek vermesi.
  • Yapısal Dönüşüm: Sanayide yüksek teknolojiye geçiş ve ithalata bağımlılığın azaltılmasıyla cari açığın kalıcı olarak dizginlenmesi.
  • Öngörülebilirlik: Yatırımcı güveninin perçinlenmesi ve doğrudan yabancı sermaye girişlerinin artması.

Netice itibarıyla; finansal piyasalarda “fırsat” her zaman mevcuttur ancak 2026 yılı, ezbere yatırım yapanların değil, makroekonomik verileri doğru okuyan ve portföy çeşitlendirmesine (TL mevduat, altın, döviz ve seçici hisse senedi) önem verenlerin yılı olacaktır. Türkiye ekonomisi, zorlu bir dezenflasyon patikasında ilerlerken, bu yolun sonundaki tek haneli enflasyon hedefi, orta ve uzun vadeli refahın en büyük garantörü olmaya devam etmektedir.

Diğer yazılarımız için sitemizi inceleyebilir ve piyasalardan anlık haber almak için twitter ve instagram hesaplarımızı takip etmeyi unutmayın.

Etiketlendi:

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir